HEKİMİN TANIKLIKTAN ÇEKİNME HAKKI
HEKİMİN TANIKLIKTAN ÇEKİNME HAKKI
Hekimler,
görevleri sebebiyle insanlarla yakın temasta olduklarından birçok olaya tanık
olmaları kaçınılmaz olmuştur. Bu sebeple hekimlerin tanık oldukları olaylarla
ilgili mahkeme huzurunda tanıklık yapmaları istenebilir. Ancak 5271 sayılı CMK
ve 6100 sayılı HMK, sır saklama yükümlülüğü kapsamında hekimlere tanıklıktan
çekinme hakkı tanımıştır. Şöyle ki:
“Madde 46 – (1) Meslekleri ve sürekli
uğraşıları sebebiyle tanıklıktan çekinebilecekler ile çekinme konu ve koşulları
şunlardır:
a)
Avukatlar veya stajyerleri veya yardımcılarının, bu sıfatları dolayısıyla veya
yüklendikleri yargı görevi sebebiyle öğrendikleri bilgiler.
b) Hekimler, diş
hekimleri, eczacılar, ebeler ve bunların yardımcıları ve diğer bütün tıp meslek
veya sanatları mensuplarının, bu sıfatları dolayısıyla hastaları ve bunların
yakınları hakkında öğrendikleri bilgiler.
c)
Malî işlerde görevlendirilmiş müşavirler ve noterlerin bu sıfatları dolayısıyla
hizmet verdikleri kişiler hakkında öğrendikleri bilgiler.
(2)
Yukarıdaki fıkranın (a) bendinde belirtilenler dışında kalan kişiler, ilgilinin
rızasının varlığı halinde, tanıklıktan çekinemez”
Ceza
Muhakemeleri Kanunu meslek ve sürekli uğraşları sebebiyle tanıklıktan çekinme
başlığı altında bu şekilde hekimlerin tanıklıktan çekinme hakkını
düzenlemiştir. Söz konusu maddenin gerekçesin tanıklıktan çekinme hakkının sır
saklama yükümlülüğüyle bağlantısı açıklanarak anlatılmıştır. Şöyle ki:
“Madde,
esasta meslek ve sürekli uğraşılar nedeniyle tanıklıktan çekinmeyi
düzenlemektedir. Bu bakımdan tanıklıktan çekinme, hizmet sunulan kişilere güven
verdikleri takdirde hizmet verebilecek meslek grupları bakımından kabul
edilmiştir. Madde tanıklıktan çekinebilecek meslek gruplarının sayısını
çoğaltmıştır. Bu hususta göz önünde tutulan ölçüt, “güven ilişkisi”dir;
“orantılılık” ilkesi gereğince maddî gerçeğin ortaya çıkarılması hedefi ile
güven ilişkisinin korunmasından doğan yarar tartılmış ve maddede kabul edilen
hâllerde güven ilişkisinin daha ağır bastığı kabul edilmiştir.
Meslekî sır tutma nedeniyle,
karşılaştırmalı ceza yargılama hukukunda avukatların, hekimlerin veya din
görevlilerinin, sıfatları nedeniyle öğrendikleri müvekkillerinin, hastalarının,
kendilerine itirafta bulunmuş din cemaatleri mensuplarının sırları hakkında
tanıklıktan çekinebilmeleri kabul edilmektedir. Buna karşılık meslekî sır
gazeteciler için genel olarak kabul edilmemektedir. Kolluk mensuplarının
meslekî sırları konusu ise tartışmalı olmakla beraber, İtalyan Ceza Usulü
Kanununun 201 inci maddesi ile, Fransa’da, mahkeme içtihatları ile kamu
yararına bağışıklığın kabul edildiği İngiltere’de, kolluk mensuplarının
kendilerine sürekli bilgi getiren kişilerin (indicateur) isimlerini açıklamayı
reddedebilecekleri kabul edilmiştir.
Maddede,
değişik ülkelerin karşılaştırmalı kanun ve içtihatları ve bu husustaki
eğilimler göz önünde bulundurulmak suretiyle dört meslek grubu mensupları
bakımından belirli koşullarla meslekî sırdan dolayı tanıklıktan çekinme kabul
edilmiştir.
1.
Avukatlar veya stajyerleri veya yardımcıları, bu sıfatları dolayısıyla veya
yüklendikleri yargı görevi nedeniyle öğrendikleri sırlar hakkında tanıklıktan
çekinebilirler.
Görülüyor ki, avukatın meslekî sırrı
koruma yükümü, avukatın sıfatı veya yüklendiği yargı görevi nedeniyle elde
ettiği bütün sırları kapsamaktadır. Bu itibarla avukatın müvekkili ile bütün
haberleşmesi de meslekî sır içindedir. Meslekî sıfat dolayısıyla veya yargı
görevi nedeniyle elde edilmemiş olan bilgiler bakımından tanıklıktan
çekinilemeyecektir. Hâkimin, bilginin ne suretle elde edildiğine dair beyanları
takdir yetkisi vardır.
2. Hekimler, diş hekimleri,
eczacılar, ebeler ve bunların yardımcıları ve diğer bütün tıp meslek veya
sanatları mensupları, bu sıfatları dolayısıyla hastaları ile bunların
yakınlarına ait öğrendikleri sırlar hakkında tanıklıktan çekinebilirler.
3. Malî işlerde görevlendirilmiş
müşavirler ve noterler, hizmet verdikleri kişilerin, sıfatları dolayısıyla
öğrendikleri sırları hakkında tanıklıktan çekinebileceklerdir.
4.
Kolluk mensupları, bu sıfatları nedeniyle üç grup kişi hakkında öğrendikleri
bazı bilgiler hususunda tanıklıktan vazgeçebileceklerdir. Bu hüküm, Türk
hukukunda tam bir yeniliktir ve suçla mücadelede etkin bir araç oluşturabilecek
niteliktedir.
Gruplar
şunlardır:
a)
Kolluk mensubu, kendilerinin veya yakınlarının hayat ve sağlıklarını korumak
amacıyla kimliklerini açıklamayı reddetmiş bulunan tanıkların kimliklerini
açıklamaktan çekinebilir.
b) Aynı nedenle suçu ihbar etmiş
olanların kimlikleri hususunda da tanıklıktan çekinilebilir.
c) Kolluğa suçlar ve suçlular
hakkında sürekli bilgi veren kimselerin de kimliklerini kolluk mensupları
açıklamaktan çekinebilirler.
Görülüyor
ki, çekinme sadece bu üç grup kişinin kimliklerini kapsamaktadır.
Yukarıda açıklanan (1) ilâ (3)
numaralı bentlerde belirtilen kişilerin tanıklıktan çekinmeleri zorunlukları
mutlaktır; bunlar ilgilinin rızası bulunsa bile belirtilen hususlarda tanıklık
yapamazlar. (4) numaralı bentte yazılı hâlde ise ilgilinin rızası varsa çekinme
zorunlu değildir; ancak kolluk mensubu takdirine göre yine de tanıklıktan
çekinebilecektir.
Ancak
maddenin son fıkrasında belirtildiği üzere, bilginin verilmemesinin suç
sayıldığı hâllerde çekinmede bulunulamaz. Fakat bu fıkra, avukatlar veya
stajyerleri veya yardımcıları hakkında, hiçbir hâlde uygulanmayacaktır.”
6100
sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 249. maddesinde ise tanıklıktan çekinme
hakkı şu şekilde düzenlenmiştir:
“Kanun gereği sır
olarak korunması gereken bilgiler hakkında tanıklığına başvurulacak kimseler,
bu hususlar hakkında tanıklıktan çekinebilirler. Ancak, 19/3/1969 tarihli ve
1136 sayılı Avukatlık Kanunu hükmü saklı kalmak üzere sır sahibi tarafından
sırrın açıklanmasına izin verildiği takdirde, bu kimseler tanıklıktan
çekinemezler.”
Yukarıda
belirtilen kanun maddelerinden görüleceği üzere ceza hukukunda hekimin
tanıklıktan çekinme durumunda hastanın rıza göstermesinin bir önemi yokken
hukuk davalarında hastanın rıza göstermesi durumunda hekim tanıklık yapmak
zorundadır. Bu durumda hukuk davalarında hastanın rıza göstermesi sır saklama
yükümlülüğünün ihlal edilme ihtimalini ortadan kaldırır.
Hekimin
tanıklıktan çekinmediği durumlarda serbestçe hasta hakkında tüm bildiklerini
anlatıp anlatamayacağı tartışma konusudur. Bu konuda hekim yapacağı tanıklığın
hastaya zarar verip vermeyeceğini değerlendirerek zarar verebileceği
ihtimalinde tanıklıktan çekinmesi gerektiği düşünülmelidir. Çünkü bu durumda
sır saklama yükümlülüğünün tanıklıktan daha ağır basacağı aşikardır[1].
Hekim-hasta ilişkisi yukarıda izah ettiğimiz üzere
temelleri güven üzerine kurulmuş bir ilişkidir. Bu sebeple hekim mesleğini icra
ederken bilgi sahibi olduğu hususları serbestçe yayamaz. Her ne kadar hekimin
birincil görevi tedavi etmek olsa da günümüzde sağlık sektörünün geniş bir
yelpazeye yayılmasıyla sır saklama yükümlülüğünün önemi de bir hayli artmıştır.
Sağlık hukuku alanında mevzuat birliği olmadığı gibi
mevcut düzenlemeler de birbiriyle çelişir durumdadır. Bu sebeple sürekli yeni
kanuni düzenlemeler yapılmakta ve bu alandaki eksiklikler tamamlanmaya
çalışılmaktadır. Bu durum da uygulayıcıların zorlanmasına sebep olduğu gibi
hastaların da mağdur olmasına sebebiyet vermektedir.
Hasta, hastalığı sebebiyle kendisiyle ilgili birtakım
bilgileri hekimiyle paylaşmak durumundadır. Yine hekiminin tedavi sırasında
mesleğinin gereği olarak hastadaki gözlemleri neticesinde edindiği bilgiler
tedavi sürecinin bir gereğidir. Hekimin öğrenmiş olduğu bu bilgileri alenen
paylaşması pek tabi ki hastanın istemeyeceği bir durum olmakla birlikte etik de
olmayacaktır. Bu temelden yola çıkarak hekime sır saklama yükümlülüğü adı
altında bir yükümlülük yüklenmiş olup bu yükümlülüğün ihlal edildiği takdirde
yaptırım uygulanacağı öngörülmüştür.
Hipokrat yemininde dahi yerini almış olan hekimin sır
saklama yükümlülüğü, hastanın en temel haklarından bir olmakla birlikte gün
geçtikçe önemi artmaya devam edecektir.
Av.
Enes TUTKUN
· Çalışmamızın
kaynakçası ekte sunulmuştur.
ARAL, Fahrettin/AYRANCI,
Hasan, Borçlar Hukuku Özel Borç İlişkileri,
Yetkin Yayınları, Ankara, 2015.
AMİKLİOĞLU,
Hüseyin, "Hekimin Sır Saklama Yükümlülüğü",
Fatih Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Ocak 2015.
BÜYÜKAY,
Yusuf, “Hekimin Sır Saklama Yükümlülüğü”, AÜEHFD, C.VIII.
DERYAL,
Yahya, Sağlık Hukuku Problemleri, Ankara, 2012.
DOĞAN,
Murat, “Hekimin Hukuki Sorumluluğu”, Tıbbi Müdahaleden
Kaynaklanan Hukuki Sorumluluk Sempozyumu, Mersin, 2009
DONAY,
Süheyl, Meslek Sırrının Açıklanması Suçu, İstanbul, 1978.
EREN,
Fikret, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Yetkin Yayınları,
Ankara, 2016.
HAKERİ,
Hakan, "Hekimin Yükümlülükeri", KKTC Lefke Avrupa
Üniversitesi, II Sağlık Hukuku Sempozyumu, 17-18 Mayıs 2010.
ÖZDEMİR,
Hayrunnisa, “Hadım Etme ve Hekimin Sır Saklama
Yükümlülüğü”, III. Sağlık Hukuku Kurultayı(Ankara, 7-8 Mayıs 2010), Ankara
Barosu Yayınları, 2011.
TANDOĞAN, Haluk, Borçlar
Hukuku Özel Borç İlişkileri, C. II, 4. Tıpkıbası, Vedat
Kitapçılık, İstanbul, 2010.
ZEYTİN,
Zafer, “Hekimin Sır Saklama Yükümlülüğü”, http://www.turkiyeklinikleri.com/article/en-hekimin-sir-saklama-yukumlulugu-45737.html,
(18.11.2018).
www.kazanci.com
http://www.psikiyatri.org.tr
http://www.tdk.gov.tr
http://www.turkiyeklinikleri.com