SIR SAKLAMA YÜKÜMLÜLÜĞÜNÜN TÜRK HUKUKU BAKIMINDAN YASAL DAYANAKLARI
SIR SAKLAMA YÜKÜMLÜLÜĞÜNÜN TÜRK HUKUKU
BAKIMINDAN YASAL DAYANAKLARI
Hekimin yükümlülükleri dendiğinde aklımıza Hipokrat
Yemini’yle başlayan bir süreç gelmektedir.
İlk yazılı meslek kurallarından olması sebebiyle önemli olan Hipokrat
Yemini’nde “Gerek sanatımın icrası
sırasında gerekse insanlarla gündelik ilişkideyken edindiğim bilgileri ortalığa
saçmayacağım, bir sır olarak saklayacağım ve kimseye açmayacağım.” şeklinde
sır saklama yükümlüğüne dikkat çekilmektedir. Hukuki anlamda bir bağlayıcılığı
olmayan Hipokrat Yemini kısmen geçerliğini yitirmiş olsa da sır saklama
yükümlüğüne ilişkin kısmı mesleki etik kural olarak hala geçerliğini
korumaktadır.
1.Anayasa ve Türk
Medeni Kanunu Bakımından Sır Saklama Yükümlülüğü
Anayasamızda
da Türk Medeni Kanunu’nda da hekimin sır saklama yükümlüğünü düzenleyen açık
bir hüküm bulunmamaktadır. Ancak. AY l7. maddesindeki, herkesin maddi ve manevi
varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olması şeklindeki genel kişilik hakkı
ve 20. maddedeki herkesin. özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini
isteme hakkına sahip olduğu ve özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine
dokunulamayacağı şeklindeki ifadelerden, hastanın, bu sıfatının yanında insan
olması nedeniyle hakkındaki sırlara ulaşılamayacağı ve ulaşılanların da
açıklanamayacağı sonucu çıkarılabilmektedir[1].
Türk Medeni Kanunu’nun 23 vd. maddelerinde kişiliğin
korunması düzenlenmiştir. TMK 23. ve 24. hükümlerinde kişinin kişilik
haklarından vazgeçemeyeceği, onları hukuka ve ahlaka aykırı olarak sınırlayamayacağı
ve bu haklara karşı yapılan hukuka aykırı saldırılar nedeniyle hak sahibinin
hâkimden koruma isteyebileceği düzenlenmiştir. Bu düzenlemeler AY yer alan
kişinin maddi ve manevi varlığını geliştirme ve özel hayata saygı
gösterilmesini isteme hakkının medeni hukuk alanındaki yansımalarıdır. Bunun
sonucu olarak hasta-hekim ilişkisinde hastasının sır niteliğindeki bilgilerine
ulaşan hekimin, bu bilgileri hukuka aykırı olarak açıklama tehlikesi var ise
hasta hâkimden TMK 25 göre saldırının önlenmesini isteyebileceği gibi, sır
açıklanması gerçekleşti ise ortaya çıkan maddi ve manevi zararın tazminini
Borçlar Kanunu’nun ilgili (BK 96 vd.) hükümlerine göre de isteyebilecektir[2].
2.Türk Borçlar Kanunu
Bakımından Sır Saklama Yükümlülüğü
Hukukumuzda
hekimin hastayla olan ilişkisinin mahiyeti vekalet sözleşmesi kapsamında
değerlendirilmektedir. Ancak vekâlet sözleşmesinin düzenlendiği TBK m.502 vd.
hükümlerinde hekimin sır saklama yükümlülüğü, açık bir şekilde düzenlenmemiştir.
Bununla birlikte, doktrinde, vekâlet sözleşmesinin vekile yüklediği sadakat ve
özen yükümlülüğünün sır saklama yükümlülüğünü de içerdiği ve dolayısıyla
hekimin sadakat yükümlülüğünün bir gereği olarak hastanın sırlarını saklaması
gerektiği ifade edilmektedir[3] Yine
eski BK döneminde de madde 386 vd. maddelerinde de özel bir düzenleme olmayıp
madde 390 kapsamında vekilin sadakat yükümlülüğü kapsamında değerlendirilmelidir.
Borçlar
Kanunu’nda sır saklama yükümlülüğünün açıkça düzenlendiği tek yer genel hizmet
sözleşmesinin düzenlendiği 393. madde ve devamında yer alan 396. Maddedir. Söz
konusu maddede bu durum “İşçi iş gördüğü
sırada öğrendiği, özellikle üretim ve iş sırları gibi bilgileri, hizmet
ilişkisinin devamı süresince kendi yararına kullanamaz veya başkalarına
açıklayamaz. İşverenin haklı menfaatinin korunması için gerekli olduğu ölçüde
işçi, hizmet ilişkisinin sona ermesinden sonra da sır saklamakla yükümlüdür.”
şeklinde yer almaktadır. Dolayısıyla bu hükmü de kıyas yoluyla hekimin sır
saklama yükümlülüğü konusuna uyarlamamızda bir sakınca yoktur.
3.Türk Ceza
Mevzuatı Bakımından Sır Saklama Yükümlülüğü
Eski
Türk Ceza Kanunu’nun (eTCK) I98. maddesinde “bir kimse resmi mevki veya sıfatı veya meslek ve sanatı icabı olarak
ifşasında zarar melhuz olan bir sırra vakıf olup da meşru bir sebebe müstenit
olmaksızın o sırrı ifşa ederse mahkum olur” denilmiştir. Yeni TCK'da bu
maddeyi karşılayan bir hüküm yoktur. Ancak, 'I'CK Özel Hayata ve Hayatın Gizli
Alanına Karşı Suçlar başlığı altında I36. maddede, kişisel verileri, hukuka
aykırı olarak bir başkasına veren, yayan veya ele geçiren kişi, bir yıldan dört
yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacağı hükme bağlanmıştır. Bu genel
nitelikteki düzenlemeye ek olarak TCK 137 /I b. bendinde, bu suçun belli bir
meslek ve sanatın sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle işlenmesine daha
ağır (yarı oranında arttırılır) ceza öngörülmüştür. Dolayısıyla bir hekimin,
mesleki faaliyeti sırasında hastası veya yakınları hakkında öğrendiği kişisel
bilgileri açıklaması, sır saklama yükümlülüğünün ihlâli olup cezai yaptırıma
tabi olabilecektir.
Ceza
kanunumuzda bu konuyla alakalı olarak 239. Maddeyi de düşünebiliriz. Söz konusu
maddede “ticari sır banka sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi ve
belgelerin açıklanması"nı suç olarak düzenlemiştir. Hasta ile hekim
arasındaki ilişkiden doğan sırlar Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun da
düşünüldüğünde müşteri sırrı kapsamında değerlendirilebilir. Çünkü günümüzde
özel hastanelerin ve vakıf hastanelerinin durumu da düşünüldüğünde sağlık
hizmeti bir ücret karşılığında görülmektedir. Yani sağlık hizmeti alan kişi bu
hizmeti mesleki ve ticari kaygılarla değil şahsı için almaktadır. Dolayısıyla
hastayı müşteri kapsamına sokarsak müşteri sırının ifşası durumunda 239.
Maddenin devreye gireceği aşikârdır.
4.Mesleki Mevzuat
Bakımından Sır Saklama Yükümlülüğü
Her
ne kadar TBK’da bu husus açıkça düzenlenmiş olmasa da hukukumuzda bu konuyla
ilgili yasal düzenlemeler mevcut olup bunları incelemeye çalışalım.
Tıbbı Deontoloji Nizamnamesin 4. maddede bu konuyla
ilgili şu şekilde düzenleme yapılmıştır:
“(1)
Tabip ve diş tabibi, meslek ve sanatının icrası vesilesiyle muttali olduğu
sırları, kanuni mecburiyet olmadıkça ifşa edemez.
(2)
Tıbbı toplantılarda takdim edilen veya yayınlarda bahis konusu olan vakalarda, hastanın
hüviyeti açıklanamaz.”
Hasta Hakları Yönetmeliği bu konu birçok kere tekrar
edilerek düzenlenmiştir. HHY 5/1-f bendinde; “Kanun ile müsaade edilen haller ile tıbbi zorunluluklar dışında,
hastanın özel hayatının ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”
şeklinde bu konuyu kesin çizgilerle ele almıştır.
Hasta
Hakları Yönetmeliği 21. maddesinde ise, Mahremiyete Saygı Gösterilmesi başlığı
altında şu şekilde düzenlenmiştir:
“(1)
Hastanın, mahremiyetine saygı gösterilmesi esastır. Hasta mahremiyetinin
korunmasını açıkça talep de edebilir. Her türlü müdahale. hastanın
mahremiyetine saygı gösterilmek suretiyle icra edilir.
(2)
Mahremiyete saygı gösterilmesi ve bunu isteme hakkı;
a)
Hastanın, sağlık durumu ile ilgili tıbbi değerlendirmelerin gizlilik içerisinde
yürütülmesini,
b)
Muayenenin, teşhisin, tedavinin ve hasta ile doğrudan teması gerektiren diğer
işlemlerin makul bir gizlilik ortamında gerçekleştirilmesini,
c)
Tıbben sakınca olmayan hallerde yanında bir yakınının bulunmasına izin
verilmesini,
d)
Tedavisi ile doğrudan ilgili olmayan kimselerin, tıbbi müdahale sırasında
bulunmamasını,
e)
Hastalığın mahiyeti gerektirmedikçe hastanın şahsi ve ailevi hayatına müdahale
edilmemesini,
f)
Sağlık harcamalarının kaynağının gizli tutulmasını, kapsar.
(3)
Ölüm olayı, mahremiyetin
bozulması hakkını vermez.
(4)
Eğitim verilen sağlık
kurum ve kuruluşlarında, hastanın tedavisi ile doğrudan ilgili olmayanların
tıbbı müdahale sırasında bulunması gerekli ise; önceden veya tedavi sırasında
bunun için ayrıca hastanın rızası alınır.”
Yine Hasta Hakları Yönetmeliği 20. maddesinde de bu konu
ile ilgili başka bir düzenleme mevcuttur:
“İlgili mevzuat hükümleri ve/veya yetkili mercilerce alınacak
tedbirlerin gerektirdiği haller dışında; kişi, sağlık durumu hakkında
kendisinin, yakınlarının ya da hiç kimsenin bilgilendirilmemesini talep
edebilir. Bu durumda kişinin kararı yazılı olarak alınır. Hasta, bilgi
verilmemesi talebini istediği zaman değiştirebilir ve bilgi verilmesini talep
edebilir.”
Bunun yanında Türk Tabipler Birliği Hekimlik Meslek Etiği
Kurallarının 9. maddesinde sır saklama yükümlülüğü açık bir şekilde
düzenlenmiştir:
“(1)
Hekim, hastasından mesleğini uygularken öğrendiği sırları açıklayamaz. Hastanın
ölmesi ya da o hekimle ilişkisinin sona ermesi, hekimin bu yükümlülüğünü
ortadan kaldırmaz.
(2)
Hastanın onam vermesi ya da sırrın saklanmasının hasta ya da öteki insanların
yaşamını tehlikeye sokması durumunda, hastanın kişilik haklarının zedelenmemesi
koşuluyla, hekim bu sırrı saklamakla yükümlü değildir.
(3)
Yasal zorunluluk durumlarında hekimin rapor düzenlemesi de meslek sırrının
açıklanması anlamına gelmez.
(4)
Hekim, tanık ya da bilirkişi olarak mahkemeye çağrıldığında olayın meslek sırrı
olduğunu ileri sürerek bu görevlerinden çekilebilir.”
Yukarıda
belirtilen maddeler hastaların haklarını korumak noktasında müspet içeriklere
sahip iken mevzuatta sır saklama yükümlülüğünü yok sayan bazı düzenlemeler de
mevcuttur. Buna örnek olarak 02.01.2014 tarihli 28886 sayılı R.G. sayılı “Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının
Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanunlarda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” torba kanunla mevcut olan 663 sayılı
kanunun 16. maddesi şu şekilde değiştirilmiştir:
“Denetime tabi olan gerçek ve tüzel kişiler,
denetim için gerekli olan bilgi, belge, defter ve kayıtları vermek, ayniyatı
göstermek ve incelenmesine yardımcı olmak zorundadır.” Dolayısıyla söz
konusu madde, hekimleri, denetim olması durumunda herhangi bir kısıtlama
olmadan hastaların sır sayılabilecek bilgilerini paylaşmak zorunda bırakmıştır.
Son
olarak “Genel Sağlık Sigortası Verilerinin Güvenliği ve Paylaşımına İlişkin
Yönetmelik ”ten bahsetmek gerekirse; söz konusu yönetmeliğin 7. ve 11.
maddelerinin esnek olması dolayısıyla sır saklama yükümlülüğüne aykırı olduğu görülecektir.
Şöyle ki:
“MADDE 7 – (1) Sağlık hizmet sunucularının genel sağlık sigortalısına sunmuş
olduğu sağlık hizmetlerine ilişkin kaydı tutulan sağlık verileri dahil her
türlü kişisel bilgiler, ilgili mevzuatla izin verilen haller dışında veya
kişilerin açıkça rızası olmaksızın, kurum, kuruluş ve üçüncü kişilerle
paylaşılmaz. Kişiyi doğrudan veya dolaylı olarak tanımlamayan genel veya anonim
veriler paylaşılabilir.
(2) Sağlık hizmet sunucularına ait bilgi işlem
sistemlerinin yazılım ve donanımını sağlayan gerçek ve tüzel kişiler de
yukarıda belirtilen hükümlere tabidir.”
Yine 11. maddede, 10.
Maddede sayılan paylaşılmayacak verilere istisna getirilerek esnek bir madde
düzenlenmiştir.
“MADDE 11 – (1) Aşağıda
belirtilenlerin veri talebinde bulunması halinde 10 uncu madde hükümleri
uygulanmaz.
a) Cumhuriyet Başsavcılıkları, mahkemeler ve Sayıştay Başkanlığı,
b) Kurumun denetim ve kontrol ile görevlendirdiği personel,
c) Yasal görev ve yetkilerine uygun olmak şartıyla
10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu
kapsamındaki kamu kurum ve kuruluşlarının denetim birimleri tarafından genel
sağlık sigortası uygulamaları ile yapacakları soruşturma, inceleme ve
teftişlerle ilgili görevlendirilen personel,
ç) Kurum sağlık politikalarıyla ilgili olarak iş ve
işlemleri yürüten veya bununla ilgili çalışma yapan kurum personeli.
(2) Firma, ürün veya marka barındıran veriler, talep
halinde firmanın kendisine verilebilir. Ayrıca bu veriler sınırları açıkça
belirtilmiş olmak ve veri talep eden firma tarafından rekabete aykırı
olmadığına dair Rekabet Kurumundan bir karar alınmak kaydıyla ve ilgili
firmanın noterlikçe onaylanan açık rızası ve muvafakati çerçevesinde kurum,
kuruluş ve üçüncü kişiler ile paylaşılabilir.”
Ancak Kanun Koyucu, Genel Sağlık
Sigortası Verilerinin Güvenliği ve Paylaşımına İlişkin Yönetmeliğinin anayasa
aykırı olduğunun sonradan farkına vararak 28.08.2015’te söz konusu yönetmeliğin
yürürlükten kaldırıldığını Resmi Gazate’de ilan etmiştir. Bu yönetmeliğin iptal
edilmesinde TTB ve Türkiye Psikiyatri Derneği dava açarak ve öncü olarak
sürecin takipçisi olmuştur. Zira bu konuda Türkiye Psikiyatri Derneği’nin
kamuoyuna yaptığı bildirimi paylaşmak çalışmamıza katkı sunacaktır:
“Danıştay: 'SGK
Sağlık Bilgilerini İşleyemez, Paylaşamaz, Satamaz!'
Bilindiği üzere, Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanlığı tarafından 11.07.2012 tarih ve 28350 sayılı Resmi Gazete‘de
yayımlanarak yürürlüğe konulan 'Genel
Sağlık Sigortası Verilerinin Güvenliği ve Paylaşımına ilişkin Yönetmelik'in
bazı maddelerinin yürütmesinin durdurulması ve iptali istemiyle TTB ve Türkiye
Psikiyatri Derneği tarafından dava açılmıştır.
Danıştay 15. Daire tarafından Yönetmelik'in dayanak
hükmünü oluşturan 5510 sayılı Sosyal Güvenlik ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun
78. maddesinin 1. ve 2. fıkralarının iptali istemiyle Anayasa Mahkemesi'ne
başvurulmasına karar verilmiştir.
Süreçte, Anayasa Mahkemesi 23.5.2015 tarihli Resmî
Gazete'de yayımlanan kararıyla, 5510 sayılı Yasa'nın 78. maddesinde
geçen 'Sağlık bilgilerinin ne
şekilde korunacağı, ulusal güvenlik nedeniyle sağlık bilgisi paylaşıma
açılmayacak kişilerin tespiti ilgili bakanlıkların önerisi üzerine Bakanlıkça
tespit edilir. (Ek cümle: 17/4/2008-5754/66 md.) Bu kişi ve grupların sağlık
bilgilerinin nasıl tutulacağı ilgili kuruluşların görüşleri alınarak
hazırlanacak yönetmelik ile düzenlenir.' ibaresini Anayasa'nın 20. maddesine aykırı bularak iptal
etmiştir. Karar gerekçesinde ise, Anayasa'nın
açıkça kanunla düzenlenmesini öngördüğü konularda yürütme organına doğrudan ve
ilk elden düzenleyici işlem yapma yetkisi verilemeyeceği, aksi yöndeki
düzenlemelerin Anayasa'nın 20. maddesinde öngörülen kişisel verilerin
korunmasına ilişkin usul ve esasların ancak kanunla düzenlenebileceğine ilişkin
güvenceye aykırı olduğuna vurgu yapılmıştır.
Bu karardan sonra Danıştay 15. Daire, dava konusu 'Genel Sağlık Sigortası Verilerinin
Güvenliği ve Paylaşımına ilişkin Yönetmelik'in dayanağının Anayasa
Mahkemesi tarafından iptal edildiği, üstelik kişisel sağlık verilerinin
toplanmasına,işlenmesine ve paylaşılmasına ilişkin
düzenlemelerin Anayasa'nın 20. maddesinde öngörülen kişisel verilerin
korunmasına ilişkin usul ve esasların ancak kanunla düzenlenebileceğine ilişkin
güvenceyi sağlamaktan uzak olduğu gerekçesi ile Yönetmelik'in dava konusu
edilen tüm hükümlerinin yürütmesini durdurmuştur. Yürütmesi durdurulan temel
maddeler nedeniyle Yönetmelik'in uygulanma olanağı hukuken kalmamıştır.
Gerek Anayasa Mahkemesi'nin gerekse Danıştay 15.
Daire'nin ilgili kararları uyarınca, sigortalıların biyometrik veri vermeye
zorlandığı dayatmaların, hekimlerin sağlık net 2, E-nabız vb. adlar altında
hastalara ait sağlık verilerini Sağlık Bakanlığına iletmeye zorlandığı
uygulamaların, SGK ve Sağlık Bakanlığı başta olmak üzere idari kurumların
kişilere ait hassas kişisel veri nitelindeki sağlık bilgilerini toplamasının,
işlemesinin ve 3. kişilerle paylaşmasının hukuka aykırı olduğu bir kez daha
tespit edilmiş olup, sağlık verilerine ilişkin bu hukuka aykırı uygulamalara
artık son verilmelidir. Aksi uygulamalarda ısrar eden yetkililer hakkında
hukuksal girişimlerde bulunmaktan kaçınmayacağımızı ve hukuksal
mücadelemizi sürdürmeye devam edeceğimizi kamuoyunun bilgisine sunarız”[4].
Hukukumuz
açısından değerlendirdiğimizde anayasaya aykırı olan düzenlemelerin netice
itibariyle fark edilerek yürürlükten kaldırılması sevindiricidir. Çünkü sır
saklama yükümlülüğü günümüzde önemi artmakta olan bir yükümlülük türüdür.
Av. Enes TUTKUN
Beylikdüzü’nde
faaliyet gösteren hukuk büromuzda yaptığımız hukuki danışmanlıklar sırasında hekimin
sır saklama yükümlülüğü hususunda genel olarak sorulan soruları aşağıda
paylaşarak bu konuda çalışmamıza devam edeceğiz.
“- Hekimin sır saklama yükümlülüğü var
mıdır? Hekim sır saklamazsa hangi suç oluşur?
-Beylikdüzünde/Esenyurtta/Büyükçekmecede
bir hastaneye gittim. Hastanedeki doktor bilgilerimi başkasına verebilir mi?
Doktorum bilgilerimi kullanabilir mi?
- Beylikdüzünde/Esenyurtta/Büyükçekmecede
doktora gittim. Corona virüsü sebebiyle hastaneye gittim. Pozitif olduğum
bilgisini paylaşabilirler mi?
-Beylikdüzünde/Esenyurtta/Büyükçekmecede
yaşamaktayım devlet hastanesinde korona testi yaptırdım. Covit-19 virüsüne
yakalandığımı ya da test yaptırdığımı hastane başkalarına söyleyebilir mi?
-Beylikdüzünde/Esenyurtta/Büyükçekmecede
yaşamaktayım. Hastane şahsi bilgilerimi benden izinsiz paylaştığında dava açabilir miyim ?
- Beylikdüzünde/Esenyurtta/Büyükçekmecede meydana
gelen kaza sonrası hastaneye gittim bilgilerimi dışarıya sızdırmışlar dava açabilir
miyim ?
-Büyükçekmece adliyesinde görülen boşanma
davamda doktorum tanıklık yapabilir mi?
-Doktorum şahsi bilgilerimi ne
yapabilir?
- TC kimlik numaramı doktora verirsem
ne olur? Hastane TC kimlik numaramı istediğinde verirsem ne olur?
-Sır saklama yükümlülüğünün
ihlali durumunda suç duyurusu dilekçesi verebilir miyim? Şikayetimi nasıl
yapabilirim?”
İlgili
Kelimeler
Hekim,
hekimin sır saklama yükümlülüğü, sır, yükümlülük, Beylikdüzü doktor, Beylikdüzü
covit-19, Beylikdüzü corona virüsü, Beylikdüzü korona virüsü, Beylikdüzü
avukat, Beylikdüzü boşanma avukatı, Beylikdüzü ceza avukatı, Beylikdüzü icra avukatı,
Esenyurt avukat, Esenyurt boşanma avukatı, Esenyurt ceza avukatı, Ağır Ceza
avukatı, Beylikdüzü ağır ceza avukatı, Esenyurt ağır ceza avukatı, Beylikdüzü
trafik kazası, Esenyurt trafik kazası, trafik kazası avukatı, Beylikdüzündeki
en iyi avukat, en iyi avukat, beylikdüzünde tanınan avukat, miras avukatı,
beylikdüzü miras avukatı, Beylikdüzü tazminat avukatı, Esenyurt tazminat
avukatı, beylikdüzü merkezdeki avukatlar, beylikdüzü avukat telefon, beylikdüzü
avukat iletişim, beylikdüzü avukat ulaşım, beylikdüzü dava avukatı.